Değerli Öğrenciler,
Öğrenci Koçluğu Eğitim Programı Eylül'de başlıyor... Bilgi için bekleyiniz. ÇOK YAKINDA!!!
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Mine'nin videoları
Çocuk ve Genç Videoları artık youtube ve facebookta.
Mine'nin konuları: 2 yaş sendromu, tuvalet eğitimi, oyun terapisi, psikolojik danışmanlık ve parmak emme
Mine'nin konuları: 2 yaş sendromu, tuvalet eğitimi, oyun terapisi, psikolojik danışmanlık ve parmak emme
13 Ağustos 2010 Cuma
Parmak Emme ve Tırnak Yeme
Parmak Emme ve Tırnak Yeme
Parmak emme problemi genellikle anne- babalardan, “parmağını emiyor acaba bir sorunu mu var?”, “parmak emmesi dişlerine zarar verir mi?”, “ Bu alışkanlığını ne zaman bırakır?”, “Parmağının emmemesi için neler yapabiliriz?” gibi benzer sorularla gelir. Parmak emme de tırnak yeme, alt ıslatma, yalan söyleme gibi alışkanlık ve eğitimle ilgili bir problemdir.
Doğum ile birlikte bebekler, yaşama uyum sağlamak ve yaşamlarını devam ettirmek için birtakım refleksler getirir. İlk bir yıl içinde bebekler dünyayı ağız yolu ile algılar ve bu dönemde bebekler ne bulurlarsa ağızlarına götürme eğilimindedir. Aynı zamanda emmek beslenme dışında haz vermektedir. Daha sonraki dönemlerde emme refleksi biberon ve emzikten sonra battaniyesine, oyuncağına ya da parmağına yönelebilir. Çoğunlukla bebekler başparmağını emerler. (diğer parmaklarını da emebilirler.) Yeni doğan bebeklerin hemen hemen hepsinde görülen, daha ana rahminde başlayan, zararsız, olağan bir davranıştır. Doğum öncesinde anne karnında başlayan emme, 3–4 yaşına kadar devam eder ve normal karşılanır, ancak 5–6 yaş döneminden sona ermesi beklenir. Bu dönemden sonra tırnak yeme alışkanlığı ortaya çıkabilir. 3–4 yaşından önce tırnak yeme alışkanlığı görülmemesine rağmen, nadiren 15 aylık gibi erken bir dönemde bu davranışa rastlanabilir. Ayrıca tırnak yeme davranışı ergenlik çağında da gelişebilir. Her iki alışkanlığın da sona erdirilebilmesi için çok geç olmadan tedavi edilmelidir. Bu yaş döneminden sonra devam eden parmak emme ve tırnak yeme davranışı psikolojik bir sorundan kaynaklanabilir ve bir uzman yardımı alınmasında fayda vardır.
Zararları:
o Üst ve alt diş yapısında bozukluklar
o Parmağında zamanla incelmeler, aşınmalar
o Parmağın renginde koyulaşmalar
o Bilekleri de emmeler
o Tırnak yapısında bozukluklar
Nedenleri:
o 9. aydan itibaren,1 yaşındaki çocukların çoğu, uyku ile parmak emme arasında bir bağ kurarlar. Uykuya geçerken parmak ya da herhangi bir nesneyi emme eğilimindedirler. Bu alışkanlık aylarca sürebilir ve 3 yaş döneminde vazgeçirmeye yönelik çabalarda direnç görülür. Uykuya daldığında elini ağzından çekmek yeterlidir.
o Bebekler diş çıkarma zamanında parmak emebilir.
o Çocuklar zorluklarla karşılaştıklarında, utandıkları ya da sıkıldıkları için parmak emebilir. Uykuya geçişlerde, yalnız kaldıklarında ve çok yoğun duygular yaşadıklarında sıkça görülür. Bazı çocuklar da kendilerini ifade edemedikleri durumlarda ve kendilerini güvensiz hissettiklerinde tırnak yeme davranışı gösterirler.
o Anne-baba arasında yaşanan çatışmalar, gerginlikler çocukta parmak emmeye ve tırnak yemeye yol açabilir.
o Yeni bir kardeşin aileye katılması ile ilgiyi tekrar kendi üzerine çekmek için, çocuklar parmak emme gibi regresif (gerileyici) eğilimler gösterirler.
o Parmak emme ve tırnak yeme davranışını bir başkasından da model alabilirler.
o Tırnak yeme ergenlik döneminde görülüyorsa, kendi başlarına baş edemediği sorunları nedeniyle bu tür bir alışkanlık geliştirirler.
Çözüm Yolları:
o Öncelikle parmak emmeye nelerin neden olabileceği araştırılmalı ve sorunları ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atılmalıdır. Parmakta incelmeler, tırnak yapısında oluşan problemler, diş bozuklukları gibi fiziksel rahatsızlıklar, parmak emmeye ve tırnak yemeye neden olan psikolojik sorunlar için ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.
o 3–4 yaş öncesi dönemde parmak emmenin gelişiminin bir parçası olduğu unutulmamalı ve telaşlanılmamalıdır. Parmak emme de alt ıslatma gibi yaşla birlikte azalma göstermektedir.
o 4 yaşından sonra, parmak emmenin ve tırnak yemenin diş sağlığına, parmağına ve tırnak yapısına nasıl zarar verdiğini, çocuğa usandırmadan ve anlayabileceği basit bir dilde anlatılmalıdır.
o Çocuk bu davranışlarından dolayı utanç yaşamamalı, kendini suçlu hissedip yargılamamalıdır. Kendisini bu davranışı yüzünden başarısız olarak algılarsa özgüvenini kaybedebilir. Aynı zamanda olumsuz tavırlar çocuğun bu davranışlarını da pekiştirebilir. Özellikle okul öncesi ve okul çağında arkadaşlarının tavırlarının önemli derecede etkili olduğu unutulmamalıdır.
o Anne-baba’nın, çocuğun parmağını emmemesi, elini ağzından çekmesi yönündeki devam eden ve sürekliliği olan ikazları tam da çocuğun dikkatleri üzerine toplama isteğine cevap vermektedir. Bu tür ilişkilere son verilmelidir.
o Çocuk yeni doğan kardeşi sebebiyle bu davranışı geliştirmişse, yerinin hiçbir zaman doldurulamayacağını ve hala sevildiğini hisseder ve anlarsa gerginliği azalacaktır. Gerginliği azaldıkça da zamanla bu alışkanlığından vazgeçecek, kardeşinin de bakıma, sevgiye muhtaç olduğu ve hep birlikte ona bakılması gerektiği yönünde ikna olacaktır.
o Bu alışkanlıkları azaltmak için çocuk oyuna, özellikle parmak oyunlarına yönlendirilebilir.
o Çocuklar yalnız kaldıklarında bu davranışları daha sık sergilerler. Evde basit görevler verilerek yardımcı olmasına izin verilebilir.
o Tırnak yemek için kullanılan acı ojeler, parmak emme içinde caydırıcı olabilir.
o Bu dönem anne-baba yardımı ile daha kolay atlatılacaktır. Uykuya geçerken elini tutmak ya da masal anlatmak, gün içinde ya da yatarken elini oyalayacak, sevdiği bir oyuncağını yanında bulundurmasını sağlamak işe yarayabilir.
o Bu davranışlar diş problemlerinden kaynaklanıyorsa, diş kaşıyıcıları ya da çocuğun eline meyve- sebze türü gıdalar verilerek, dikkatini parmağından ve tırnağından uzaklaştırmak mümkündür.
o Sağlıklı iletişim, yeterli derecede sevgi ve ilgi göstermek çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olacaktır.
o Bütün bu önerilere rağmen bazı gergin çocuklarda bu davranışın devam ettiği gözlenmektedir. Bu davranışlara genellikle uyku ve yeme bozuklukları da eşlik eder. Böyle bir durumda en yakın zamanda bir çocuk psikiyatrisine başvurulmalıdır.
Mine Çelik
Psikolojik Danışman
www.cocukvegenc.com
Parmak emme problemi genellikle anne- babalardan, “parmağını emiyor acaba bir sorunu mu var?”, “parmak emmesi dişlerine zarar verir mi?”, “ Bu alışkanlığını ne zaman bırakır?”, “Parmağının emmemesi için neler yapabiliriz?” gibi benzer sorularla gelir. Parmak emme de tırnak yeme, alt ıslatma, yalan söyleme gibi alışkanlık ve eğitimle ilgili bir problemdir.
Doğum ile birlikte bebekler, yaşama uyum sağlamak ve yaşamlarını devam ettirmek için birtakım refleksler getirir. İlk bir yıl içinde bebekler dünyayı ağız yolu ile algılar ve bu dönemde bebekler ne bulurlarsa ağızlarına götürme eğilimindedir. Aynı zamanda emmek beslenme dışında haz vermektedir. Daha sonraki dönemlerde emme refleksi biberon ve emzikten sonra battaniyesine, oyuncağına ya da parmağına yönelebilir. Çoğunlukla bebekler başparmağını emerler. (diğer parmaklarını da emebilirler.) Yeni doğan bebeklerin hemen hemen hepsinde görülen, daha ana rahminde başlayan, zararsız, olağan bir davranıştır. Doğum öncesinde anne karnında başlayan emme, 3–4 yaşına kadar devam eder ve normal karşılanır, ancak 5–6 yaş döneminden sona ermesi beklenir. Bu dönemden sonra tırnak yeme alışkanlığı ortaya çıkabilir. 3–4 yaşından önce tırnak yeme alışkanlığı görülmemesine rağmen, nadiren 15 aylık gibi erken bir dönemde bu davranışa rastlanabilir. Ayrıca tırnak yeme davranışı ergenlik çağında da gelişebilir. Her iki alışkanlığın da sona erdirilebilmesi için çok geç olmadan tedavi edilmelidir. Bu yaş döneminden sonra devam eden parmak emme ve tırnak yeme davranışı psikolojik bir sorundan kaynaklanabilir ve bir uzman yardımı alınmasında fayda vardır.
Zararları:
o Üst ve alt diş yapısında bozukluklar
o Parmağında zamanla incelmeler, aşınmalar
o Parmağın renginde koyulaşmalar
o Bilekleri de emmeler
o Tırnak yapısında bozukluklar
Nedenleri:
o 9. aydan itibaren,1 yaşındaki çocukların çoğu, uyku ile parmak emme arasında bir bağ kurarlar. Uykuya geçerken parmak ya da herhangi bir nesneyi emme eğilimindedirler. Bu alışkanlık aylarca sürebilir ve 3 yaş döneminde vazgeçirmeye yönelik çabalarda direnç görülür. Uykuya daldığında elini ağzından çekmek yeterlidir.
o Bebekler diş çıkarma zamanında parmak emebilir.
o Çocuklar zorluklarla karşılaştıklarında, utandıkları ya da sıkıldıkları için parmak emebilir. Uykuya geçişlerde, yalnız kaldıklarında ve çok yoğun duygular yaşadıklarında sıkça görülür. Bazı çocuklar da kendilerini ifade edemedikleri durumlarda ve kendilerini güvensiz hissettiklerinde tırnak yeme davranışı gösterirler.
o Anne-baba arasında yaşanan çatışmalar, gerginlikler çocukta parmak emmeye ve tırnak yemeye yol açabilir.
o Yeni bir kardeşin aileye katılması ile ilgiyi tekrar kendi üzerine çekmek için, çocuklar parmak emme gibi regresif (gerileyici) eğilimler gösterirler.
o Parmak emme ve tırnak yeme davranışını bir başkasından da model alabilirler.
o Tırnak yeme ergenlik döneminde görülüyorsa, kendi başlarına baş edemediği sorunları nedeniyle bu tür bir alışkanlık geliştirirler.
Çözüm Yolları:
o Öncelikle parmak emmeye nelerin neden olabileceği araştırılmalı ve sorunları ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atılmalıdır. Parmakta incelmeler, tırnak yapısında oluşan problemler, diş bozuklukları gibi fiziksel rahatsızlıklar, parmak emmeye ve tırnak yemeye neden olan psikolojik sorunlar için ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.
o 3–4 yaş öncesi dönemde parmak emmenin gelişiminin bir parçası olduğu unutulmamalı ve telaşlanılmamalıdır. Parmak emme de alt ıslatma gibi yaşla birlikte azalma göstermektedir.
o 4 yaşından sonra, parmak emmenin ve tırnak yemenin diş sağlığına, parmağına ve tırnak yapısına nasıl zarar verdiğini, çocuğa usandırmadan ve anlayabileceği basit bir dilde anlatılmalıdır.
o Çocuk bu davranışlarından dolayı utanç yaşamamalı, kendini suçlu hissedip yargılamamalıdır. Kendisini bu davranışı yüzünden başarısız olarak algılarsa özgüvenini kaybedebilir. Aynı zamanda olumsuz tavırlar çocuğun bu davranışlarını da pekiştirebilir. Özellikle okul öncesi ve okul çağında arkadaşlarının tavırlarının önemli derecede etkili olduğu unutulmamalıdır.
o Anne-baba’nın, çocuğun parmağını emmemesi, elini ağzından çekmesi yönündeki devam eden ve sürekliliği olan ikazları tam da çocuğun dikkatleri üzerine toplama isteğine cevap vermektedir. Bu tür ilişkilere son verilmelidir.
o Çocuk yeni doğan kardeşi sebebiyle bu davranışı geliştirmişse, yerinin hiçbir zaman doldurulamayacağını ve hala sevildiğini hisseder ve anlarsa gerginliği azalacaktır. Gerginliği azaldıkça da zamanla bu alışkanlığından vazgeçecek, kardeşinin de bakıma, sevgiye muhtaç olduğu ve hep birlikte ona bakılması gerektiği yönünde ikna olacaktır.
o Bu alışkanlıkları azaltmak için çocuk oyuna, özellikle parmak oyunlarına yönlendirilebilir.
o Çocuklar yalnız kaldıklarında bu davranışları daha sık sergilerler. Evde basit görevler verilerek yardımcı olmasına izin verilebilir.
o Tırnak yemek için kullanılan acı ojeler, parmak emme içinde caydırıcı olabilir.
o Bu dönem anne-baba yardımı ile daha kolay atlatılacaktır. Uykuya geçerken elini tutmak ya da masal anlatmak, gün içinde ya da yatarken elini oyalayacak, sevdiği bir oyuncağını yanında bulundurmasını sağlamak işe yarayabilir.
o Bu davranışlar diş problemlerinden kaynaklanıyorsa, diş kaşıyıcıları ya da çocuğun eline meyve- sebze türü gıdalar verilerek, dikkatini parmağından ve tırnağından uzaklaştırmak mümkündür.
o Sağlıklı iletişim, yeterli derecede sevgi ve ilgi göstermek çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olacaktır.
o Bütün bu önerilere rağmen bazı gergin çocuklarda bu davranışın devam ettiği gözlenmektedir. Bu davranışlara genellikle uyku ve yeme bozuklukları da eşlik eder. Böyle bir durumda en yakın zamanda bir çocuk psikiyatrisine başvurulmalıdır.
Mine Çelik
Psikolojik Danışman
www.cocukvegenc.com
29 Temmuz 2010 Perşembe
Yatmadan Önce Ekran Karşısına Geçmeyin
YATMADAN ÖNCE EKRAN KARŞISINA GEÇMEYİN!
Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre; yatmadan önce bilgisayar ve televizyon karşısında fazla vakit geçirenler, bunu yapmayanlarla aynı uzunlukta uyusalar bile kendilerini daha yorgun ve daha az uyumuş hissediyor. Japonya’nın Osaka Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, yatmadan önce zamanlarını bilgisayar veya televizyon karşısında geçirenlerin uykusuzluktan daha çok şikâyet ettiklerini ortaya koydu. Yaklaşık 6 bin kişinin katıldığı araştırmada, uyku öncesi elektronik aletlerin karşısına geçen deneklerin sabahları kendilerini daha yorgun hissettikleri sonucuna varıldı. Araştırmanın en ilgi çekici yanıysa, daha az uyumaktan yakınan katılımcıların, aslında yatmadan önce bilgisayar karşısına geçmeyenlerle aynı süreyi uykuda geçirmelerine rağmen uykusuz kaldıklarını düşünmeleri. Bu durum, bilgisayar ve televizyon başında geçirilen uzun sürenin belki uyku süresini değil ama uyku kalitesi ve uyku ihtiyacını etkilemesine bağlanıyor. Uzmanlar, özellikle internet tutkunlarının yeterli miktarda uyusalar da daha yorgun uyandıklarını söylüyor.
Kaynak: Popüler Psikiyatri Temmuz/Ağustos 2008
Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre; yatmadan önce bilgisayar ve televizyon karşısında fazla vakit geçirenler, bunu yapmayanlarla aynı uzunlukta uyusalar bile kendilerini daha yorgun ve daha az uyumuş hissediyor. Japonya’nın Osaka Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, yatmadan önce zamanlarını bilgisayar veya televizyon karşısında geçirenlerin uykusuzluktan daha çok şikâyet ettiklerini ortaya koydu. Yaklaşık 6 bin kişinin katıldığı araştırmada, uyku öncesi elektronik aletlerin karşısına geçen deneklerin sabahları kendilerini daha yorgun hissettikleri sonucuna varıldı. Araştırmanın en ilgi çekici yanıysa, daha az uyumaktan yakınan katılımcıların, aslında yatmadan önce bilgisayar karşısına geçmeyenlerle aynı süreyi uykuda geçirmelerine rağmen uykusuz kaldıklarını düşünmeleri. Bu durum, bilgisayar ve televizyon başında geçirilen uzun sürenin belki uyku süresini değil ama uyku kalitesi ve uyku ihtiyacını etkilemesine bağlanıyor. Uzmanlar, özellikle internet tutkunlarının yeterli miktarda uyusalar da daha yorgun uyandıklarını söylüyor.
Kaynak: Popüler Psikiyatri Temmuz/Ağustos 2008
Neden Gençliğimizden Daha Çok Olaylar Hatırlıyoruz?
Neden Gençliğimizden Daha Çok Olaylar Hatırlıyoruz?
Yaşantımıza geri dönüp baktığımızda ilk aklımıza gelen, bizi mutlu eden ya da üzen olayları hatırlama şansımız 15–25 yaş dönemidir. Psikologlar, anılarımızın bu dönemde köklendiğini bulmuştur. 19 ve 20li yaşların başında gördüğümüz filmleri, okuduğumuz kitapları daha iyi hatırlarız. Daha önce olmuş olan büyük olayları daha çok çağırırken, en çok hatırlanan kişisel tecrübelerimiz daha sonra oluşmaktadır. Neden bu belirli zaman diliminden anılara meyilliyiz? Bir neden yenilik. Ergenliğimizde, kaçınılmaz olarak, 30larımızdan olduğundan daha çok yeni tecrübe ediniriz. Bu hayatımızın en iyi hatırladığımız bölümüdür. Ama bu bütün hikâyeyi anlatmaz, çocukluk, birçok olayı açıkça hatırlayamadığımız bir dönemdir. Dolayısıyla, 15–25 yaş dönemi arasında özel bir şey olduğu görülüyor. Ergenliğin sonunda ve 20’li yaşların başlarındaki özelliklerden biri, çoğumuzun kim olduğumuza dair üzerinde çalıştığımız bir konudur. 20li yaşların başı, bizi daha çok canlı hatıralar biriktirmemize yönelten, kimliğimizin oluştuğu bir dönemdir. Ergenliğin sonunda ve yetişkinliğin başında beynimizin özel bir gelişim döneminden geçtiğini biliyoruz. Henüz kanıtlanamamış bir teori olsa da, yaşamımızın en güçlü anılarını biriktirdiğimiz, beynin en etkili dönemidir. Tabiî ki bütün teorilerin tutması mümkündür. Beynin oluşumu, kimlik arayışı ve tecrübeler birlikte güçlü bir kombinasyon oluşturabilir.
Kaynak: Psychologies, 2008
Yaşantımıza geri dönüp baktığımızda ilk aklımıza gelen, bizi mutlu eden ya da üzen olayları hatırlama şansımız 15–25 yaş dönemidir. Psikologlar, anılarımızın bu dönemde köklendiğini bulmuştur. 19 ve 20li yaşların başında gördüğümüz filmleri, okuduğumuz kitapları daha iyi hatırlarız. Daha önce olmuş olan büyük olayları daha çok çağırırken, en çok hatırlanan kişisel tecrübelerimiz daha sonra oluşmaktadır. Neden bu belirli zaman diliminden anılara meyilliyiz? Bir neden yenilik. Ergenliğimizde, kaçınılmaz olarak, 30larımızdan olduğundan daha çok yeni tecrübe ediniriz. Bu hayatımızın en iyi hatırladığımız bölümüdür. Ama bu bütün hikâyeyi anlatmaz, çocukluk, birçok olayı açıkça hatırlayamadığımız bir dönemdir. Dolayısıyla, 15–25 yaş dönemi arasında özel bir şey olduğu görülüyor. Ergenliğin sonunda ve 20’li yaşların başlarındaki özelliklerden biri, çoğumuzun kim olduğumuza dair üzerinde çalıştığımız bir konudur. 20li yaşların başı, bizi daha çok canlı hatıralar biriktirmemize yönelten, kimliğimizin oluştuğu bir dönemdir. Ergenliğin sonunda ve yetişkinliğin başında beynimizin özel bir gelişim döneminden geçtiğini biliyoruz. Henüz kanıtlanamamış bir teori olsa da, yaşamımızın en güçlü anılarını biriktirdiğimiz, beynin en etkili dönemidir. Tabiî ki bütün teorilerin tutması mümkündür. Beynin oluşumu, kimlik arayışı ve tecrübeler birlikte güçlü bir kombinasyon oluşturabilir.
Kaynak: Psychologies, 2008
9 Temmuz 2010 Cuma
Küçük Mutluluklar
Küçük Mutluluklar
Hiç istenmeden getirilen bir fincan köpüklü kahve, akşam düşen bir düğmenin uykuyla savaşılarak dikilivermesi, durup dururken alınan bir demet dağ menekşesi insanı mutlu kılmaya yeterli olabilir. Bu yapılan işin, verilen hediyenin çok önemli olmasından değil, düşüncenin çok tatlı olmasındandır. Sevilen insan sizi aklından çıkarmıyor demektir. Sevgi büyük hediyeler, büyük yardımlarla değil, gerçekte bu küçük şeylerle de kendini belli eder. Bütün bunlardan dolayı, bu küçük mutlulukların insana hayat verdiğini, canlandırdığını düşünerek değer verdiğimiz saygı duyduğumuz dostlarımıza küçük sürprizler hazırlamayı prensip edinelim.
Hiç istenmeden getirilen bir fincan köpüklü kahve, akşam düşen bir düğmenin uykuyla savaşılarak dikilivermesi, durup dururken alınan bir demet dağ menekşesi insanı mutlu kılmaya yeterli olabilir. Bu yapılan işin, verilen hediyenin çok önemli olmasından değil, düşüncenin çok tatlı olmasındandır. Sevilen insan sizi aklından çıkarmıyor demektir. Sevgi büyük hediyeler, büyük yardımlarla değil, gerçekte bu küçük şeylerle de kendini belli eder. Bütün bunlardan dolayı, bu küçük mutlulukların insana hayat verdiğini, canlandırdığını düşünerek değer verdiğimiz saygı duyduğumuz dostlarımıza küçük sürprizler hazırlamayı prensip edinelim.
8 Temmuz 2010 Perşembe
8 SORUDA OYUN TERAPİSİ
8 SORUDA OYUN TERAPİSİ
1. Oyun neden önemlidir? Oyun çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimine yardımcı olmaktadır. Çocuklar oyun ile dış dünyayı tanır, hayata dair denemeler yapar, hayal ile gerçeği ayırt edebilmeyi öğrenir. Kısacası hayatla mücadele etmeyi deneyimler. Bu anlamda oyun, çocukların duygu ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edebildiği en uygun dildir. Oyun çocukların gelişimine katkıda bulunurken aynı zamanda mutlu eder. Tüm çocuklar sadece eğlence amaçlı oynamaya cesaretlendirilmelidir.
2. Oyun terapisi nedir?
Çocukların yetişkinler gibi kendilerini ifade etmeleri kolay değildir. Oyun terapisi ile çocuklar kelimeleri kullanmak yerine oyun ve oyuncaklar aracılığıyla, kendini ifade edebilmeyi, günlük yaşamında baş edemediği problemleri çözebilmeyi ve olumsuz davranışlarını değiştirebilmeyi öğrenir. Oyun terapisinin amacı çocuğun kendini duygusal olarak iyi hissetmesini sağlamaktır. Çocuğun normal gelişimini etkileyen duygusal, davranışsal ve psikolojik problemleri ortadan kaldırmak ve problemin büyümesini önlemektir. Oyun terapisinin türleri, non-direktif (yönlendirilmemiş), kognitif (bilişsel davranışçı) ve Filial Terapidir. (anne-baba’da dâhil olur) Seanslar yaklaşık 50 dakika sürmektedir. Ancak Filial Terapi 30 dk, 15–20 seans sürmektedir.
3. Oyun terapisti kimdir?
Eğitimli bir oyun terapisti çocuk ile empati kurar. Çocuğun kendini anlaşılmış ve kabul görmüş hissetmesine, kontrol hissi ve farkındalık kazanmasına uygun ortamı sağlar. Yönlendirilmiş çalışmalar hedefe yöneliktir. Oyun terapistinin sorumluluğu rehberlik yapmak ve yorumlamaktır. Terapist problemli davranışın yerine daha olumlu davranışların ve düşüncelerin geliştirilmesine yardımcı olur. Terapinin önemli unsurlarından biri ödüllendirmedir. Bu yolla çocuğa hangi davranışlarının uygun hangilerinin uygun olmadığı yönünde doğrudan mesaj verilir.
Yönlendirilmemiş çalışmalarda ise oyun terapistlerini tanımlayan 8 ilke şöyledir:
1. Terapist çocuğu olduğu gibi kabul eder.
2. Terapist çocukla sıcak bir ilişki kurar.
3. Terapist çocuğun duygularını ifade edebileceği uygun ortamı sağlar.
4. Terapist çocuğun dışarı vurduğu duygulara karşı açıktır ve çocuğa içgörü kazandıracak şekilde ona geri yansıtır.
5. Terapist çocuğa kendi problemlerini çözebilmesine fırsat verir ve yaptığı seçimlere saygı duyar. Değişime karşı yaptığı seçimlerin sorumluluğunu çocuğa verir.
6. Terapist terapi sürecini hızlandıramaz, bu süreç zamanla gelişir.
7. Terapist çocuğu yönlendirmez ve çocuğun çizdiği yolu takip eder.
8. Terapist terapiyi sürdürebilmek için gerekli sınırları çizer.
Oyun terapisini çocuk psikoterapistleri, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet görevlileri, rehber ve psikolojik danışmanlar, psikologlar, sanat terapistleri kullanmaktadır
4. Ne kadar zamanda sonuç alınır?
Bu süre çocuktan çocuğa değişmektedir. Yaşadığı travmanın ciddiyetine ve olayları nasıl algıladığına göre farklılık gösterir. Problemli davranış ne kadar yeniyse bunun aşılması o kadar kolay olacaktır. Bireysel danışma da 4 haftada bir, gruplarda 8 haftada bir aile görüşmesi ile anne-baba bilgilendirilir.
5. Oyun terapisi hangi durumlarda, kimlere uygulanır?
Oyun terapisi 3–11 yaş arası çocuklara uygundur.
o Boşanmış ailelerin çocuklarına,
o Evlat edinilmiş veya terkedilmiş çocuklara,
o Aile içi şiddet gören çocuklara,
o Okulda zorbalık gören veya zorbalık yapan çocuklara,
o Kaygı, korku ve fobileri olan çocuklara,
o Uyku bozukluğu ve kâbusları olan çocuklara,
o Kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklara,
o Ailede kayıp ve yas olan çocuklara,
o Duygusal, fiziksel ve cinsel tacize uğramış çocuklara,
o Konuşma bozukluğu olan çocuklara, (kekemelik, tekrarlayıcı dil, bebek konuşması)
o Hiperaktivite ve Dikkat eksikliği tanısı almış çocuklara,
o Arkadaş edinmede güçlük çeken çocuklara,
o Ders çalışma ve okuma problemi olan çocuklara
o İçe çekilmiş ve sürekli mutsuz olan çocuklara,
o Uygunsuz davranışlar sergileyen çocuklara,
oyun terapisi uygulanmaktadır.
6. Çocuk oyun terapisi ile neler kazanır?
Çocuklar oyun terapisi ile özgüvenlerini kazanmayı, işbirliği yapmayı, başkalarına saygı durmayı, sorumluluk almayı ve sorumluluklarını yerine getirmeyi, kendini korumayı, dikkatini toplamayı, problemlerine çözüm yolu bulmayı, öfkesini doğru yönlendirmeyi, kendini doğru ifade edebilmeyi, sosyal ilişkilerini güçlendirmeyi, korkularını yenmeyi, konuşma bozukluklarını düzeltmeyi öğrenirler.
7. Oyun odasında neler vardır?
Oyun materyali olarak oyuncak mobilyalı ev, oyuncak ev aletleri, oyuncak aile, okul, oyuncak hayvanlar, telefon, birtakım kostüm ve aksesuarlar, ayna, su, kum havuzu, araba, uçak gibi oyuncaklar ve parmak boyası, oyun hamuru, her çeşit boya kalemi, kartonlar, çizim kâğıdı, etiketler gibi sanatsal malzemeler bulunur. Bütün oyuncakların ve materyallerin kullanımı kolay, taşınabilir, güvenilir, dayanıklı ve çocuğun sürekli erişebileceği yüksekliktedir.
8. Çocuğa oyun terapisine gelirken nasıl bir açıklama yapılmalıdır?
Çocuğa doktora gittiğini söylemek yerine, “Oyun terapisi, sen resim veya benzeri sanatsal bir faaliyet yaparken, hikâye anlatırken ya da herhangi bir oyuncak ile oynarken duygularını anlamana ve onlar hakkında konuşmana yardımcı olacak, çünkü onları içinde tutarsan ve ne hissettiğini fark etmezsen mutsuz hissedebilirsin. Oyun terapisti sana hiçbir zaman yapmak istemediğin bir şeyi yaptırmayacak, söylemek ve yapmak istediklerine kendin karar vereceksin” gibi bir ifade kullanmak çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.
Mine Çelik
Psikolojik Danışman
www.cocukvegenc.com
1. Oyun neden önemlidir? Oyun çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimine yardımcı olmaktadır. Çocuklar oyun ile dış dünyayı tanır, hayata dair denemeler yapar, hayal ile gerçeği ayırt edebilmeyi öğrenir. Kısacası hayatla mücadele etmeyi deneyimler. Bu anlamda oyun, çocukların duygu ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edebildiği en uygun dildir. Oyun çocukların gelişimine katkıda bulunurken aynı zamanda mutlu eder. Tüm çocuklar sadece eğlence amaçlı oynamaya cesaretlendirilmelidir.
2. Oyun terapisi nedir?
Çocukların yetişkinler gibi kendilerini ifade etmeleri kolay değildir. Oyun terapisi ile çocuklar kelimeleri kullanmak yerine oyun ve oyuncaklar aracılığıyla, kendini ifade edebilmeyi, günlük yaşamında baş edemediği problemleri çözebilmeyi ve olumsuz davranışlarını değiştirebilmeyi öğrenir. Oyun terapisinin amacı çocuğun kendini duygusal olarak iyi hissetmesini sağlamaktır. Çocuğun normal gelişimini etkileyen duygusal, davranışsal ve psikolojik problemleri ortadan kaldırmak ve problemin büyümesini önlemektir. Oyun terapisinin türleri, non-direktif (yönlendirilmemiş), kognitif (bilişsel davranışçı) ve Filial Terapidir. (anne-baba’da dâhil olur) Seanslar yaklaşık 50 dakika sürmektedir. Ancak Filial Terapi 30 dk, 15–20 seans sürmektedir.
3. Oyun terapisti kimdir?
Eğitimli bir oyun terapisti çocuk ile empati kurar. Çocuğun kendini anlaşılmış ve kabul görmüş hissetmesine, kontrol hissi ve farkındalık kazanmasına uygun ortamı sağlar. Yönlendirilmiş çalışmalar hedefe yöneliktir. Oyun terapistinin sorumluluğu rehberlik yapmak ve yorumlamaktır. Terapist problemli davranışın yerine daha olumlu davranışların ve düşüncelerin geliştirilmesine yardımcı olur. Terapinin önemli unsurlarından biri ödüllendirmedir. Bu yolla çocuğa hangi davranışlarının uygun hangilerinin uygun olmadığı yönünde doğrudan mesaj verilir.
Yönlendirilmemiş çalışmalarda ise oyun terapistlerini tanımlayan 8 ilke şöyledir:
1. Terapist çocuğu olduğu gibi kabul eder.
2. Terapist çocukla sıcak bir ilişki kurar.
3. Terapist çocuğun duygularını ifade edebileceği uygun ortamı sağlar.
4. Terapist çocuğun dışarı vurduğu duygulara karşı açıktır ve çocuğa içgörü kazandıracak şekilde ona geri yansıtır.
5. Terapist çocuğa kendi problemlerini çözebilmesine fırsat verir ve yaptığı seçimlere saygı duyar. Değişime karşı yaptığı seçimlerin sorumluluğunu çocuğa verir.
6. Terapist terapi sürecini hızlandıramaz, bu süreç zamanla gelişir.
7. Terapist çocuğu yönlendirmez ve çocuğun çizdiği yolu takip eder.
8. Terapist terapiyi sürdürebilmek için gerekli sınırları çizer.
Oyun terapisini çocuk psikoterapistleri, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet görevlileri, rehber ve psikolojik danışmanlar, psikologlar, sanat terapistleri kullanmaktadır
4. Ne kadar zamanda sonuç alınır?
Bu süre çocuktan çocuğa değişmektedir. Yaşadığı travmanın ciddiyetine ve olayları nasıl algıladığına göre farklılık gösterir. Problemli davranış ne kadar yeniyse bunun aşılması o kadar kolay olacaktır. Bireysel danışma da 4 haftada bir, gruplarda 8 haftada bir aile görüşmesi ile anne-baba bilgilendirilir.
5. Oyun terapisi hangi durumlarda, kimlere uygulanır?
Oyun terapisi 3–11 yaş arası çocuklara uygundur.
o Boşanmış ailelerin çocuklarına,
o Evlat edinilmiş veya terkedilmiş çocuklara,
o Aile içi şiddet gören çocuklara,
o Okulda zorbalık gören veya zorbalık yapan çocuklara,
o Kaygı, korku ve fobileri olan çocuklara,
o Uyku bozukluğu ve kâbusları olan çocuklara,
o Kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklara,
o Ailede kayıp ve yas olan çocuklara,
o Duygusal, fiziksel ve cinsel tacize uğramış çocuklara,
o Konuşma bozukluğu olan çocuklara, (kekemelik, tekrarlayıcı dil, bebek konuşması)
o Hiperaktivite ve Dikkat eksikliği tanısı almış çocuklara,
o Arkadaş edinmede güçlük çeken çocuklara,
o Ders çalışma ve okuma problemi olan çocuklara
o İçe çekilmiş ve sürekli mutsuz olan çocuklara,
o Uygunsuz davranışlar sergileyen çocuklara,
oyun terapisi uygulanmaktadır.
6. Çocuk oyun terapisi ile neler kazanır?
Çocuklar oyun terapisi ile özgüvenlerini kazanmayı, işbirliği yapmayı, başkalarına saygı durmayı, sorumluluk almayı ve sorumluluklarını yerine getirmeyi, kendini korumayı, dikkatini toplamayı, problemlerine çözüm yolu bulmayı, öfkesini doğru yönlendirmeyi, kendini doğru ifade edebilmeyi, sosyal ilişkilerini güçlendirmeyi, korkularını yenmeyi, konuşma bozukluklarını düzeltmeyi öğrenirler.
7. Oyun odasında neler vardır?
Oyun materyali olarak oyuncak mobilyalı ev, oyuncak ev aletleri, oyuncak aile, okul, oyuncak hayvanlar, telefon, birtakım kostüm ve aksesuarlar, ayna, su, kum havuzu, araba, uçak gibi oyuncaklar ve parmak boyası, oyun hamuru, her çeşit boya kalemi, kartonlar, çizim kâğıdı, etiketler gibi sanatsal malzemeler bulunur. Bütün oyuncakların ve materyallerin kullanımı kolay, taşınabilir, güvenilir, dayanıklı ve çocuğun sürekli erişebileceği yüksekliktedir.
8. Çocuğa oyun terapisine gelirken nasıl bir açıklama yapılmalıdır?
Çocuğa doktora gittiğini söylemek yerine, “Oyun terapisi, sen resim veya benzeri sanatsal bir faaliyet yaparken, hikâye anlatırken ya da herhangi bir oyuncak ile oynarken duygularını anlamana ve onlar hakkında konuşmana yardımcı olacak, çünkü onları içinde tutarsan ve ne hissettiğini fark etmezsen mutsuz hissedebilirsin. Oyun terapisti sana hiçbir zaman yapmak istemediğin bir şeyi yaptırmayacak, söylemek ve yapmak istediklerine kendin karar vereceksin” gibi bir ifade kullanmak çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.
Mine Çelik
Psikolojik Danışman
www.cocukvegenc.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
